e-okul
Biyoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biyoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2009 Perşembe

ANAEROBİK SOLUNUM (Fermantasyon, Mayalanma, Oksijensiz Solunum)

Solunum: Organik bileşiklerdeki kimyasal bağ enerjisinin açığa çıkarılarak ATP molekülündeki kimyasal bağ enerjisine dönüştürülmesine solunum denir.

Canlılarda inorganik maddeden organik madde üretme dışındaki tüm reaksiyonlarda solunumda üretilen ATP kullanılır.

İki çeşit solunum vardır: Oksijenli ve Oksijensiz…

1) Oksijensiz Solunum:

Oksijen yokluğunda ya da azlığında organik molekülü (Karbonhidrat, yağ, protein) etil alkole (C2H5OH) ya da laktik aside kadar parçalayarak ATP elde edilmesi olayına “fermantasyon” denir.

Glikozun fermantasyonu sonucu CO2 ve alkol açığa çıkar. Parçalanmada sitoplazmadaki enzimler aktiftir ve sitoplazmada gerçekleşir.

Bazı ökaryotlarda da ortamda yeterince O2 olmadığında enerji sağlamanın yoludur.

O2 olmayan ortamda organik bileşikler CO2 ve H2O ya kadar parçalanmadıkları için ATP miktarı O2’li solunumda üretilenden daha azdır.

Oksijensiz solunum iki aşamada gerçekleşir:

1) Glikoliz:

Glikozun enzimler yardımıyla prüvat ya da prüvik aside kadar parçalanmasıdır. Enerji gereksinimi az olan canlılarda görülür.

Gerçekleştiği An:

1) 6 C’lu glikoz 2 ATP harcayarak aktif olur. Bu arada glikoz fruktozmonofosfata dönüşmüş olur.

2) 6 C’lu bileşiğin her iki yanına fosfat grubu bağlanmış olur.

3) 6 C’lu bileşik birer fosfat taşıyacak şekilde 3 C’lu iki bileşiğe ayrılır.

4) Bu 3C’lulardan bir tanesi PGAL (fosfogliseraldehit) diğeri ise dehidroksinasetonfosfattır.

Dehidroksinasetonfosfat PGAL’e dönüşebileceği için bu aşamadan sonra tüm tepkimeler 2 mol üzerinden yürür.



5) NAD, ETS’nin elektron ve hidrojan tutan maddelerinden birisidir.

NAD, hidrojan ve elektron tutar

PGAL’den 2H alıp NADH2 olarak indirgenir. PGAL de ortamdan bir fosfat alıp DPGA’yı oluşturur.

(Parantez içinde belirtmek isterizz ki biyoloji tıp ve benzeri meslek istemeyenler için çok gereksiz bir derstir. Buradan Milli Eğitim Bakanlığı’nı kınamak istiyoruz.)

Read more...

ATP (Adenozin Tri Phosfat)

Besinlerdeki organik moleküllerin kimyasal bağlarına ayrılması sonucunda ortaya çıkar.
İlk iki fosfat bağının enerjisi çok yüksektir. Fosfat grubu ayrılınca bir başka moleküle bağlanır. Böylece enerji de bu moleküle geçer.
Fosforilasyon Yöntemleri:
1) Substrat Düzeyinde Fosforilasyon (Glikoz ve Krepste)
2) Oksidatif Fosforilasyon (O2’li Solunum ETS Kademesi)
3) Fotofosforilasyon (Fotosentezin ışık devresinde olması)
4) Kemofosforilasyon (Kemosentez)
ATP Üretildiği Yerler:
-Fermantasyon, (Aerobik solunum)
-Oksijenli solunum,
-Fotosentez,
-Kemosentez
ATP Tüketilen Yerler:
-Fermantasyon,
-Oksijenli Solunum,
-Fotosentez,
-Kemosentez.
-Protein Sentezi,
-Hücre Bölünmesi.

Read more...

8 Nisan 2009 Çarşamba

Enerji Çeşitleri

1) Isı Enerjisi
Dışarıya verilen ısı vücut ısısını oluşturur ve buna entalpi denir. Bir canlı sisteminde dışarıya verilen ısı miktarı (entalpi) ne kadar azsa verim o kadar yüksektir. Gelişmiş organizmalarda entalpi minimumdur. Çünkü çevreye ısı verilir.
Isı Alıp Vermesine Göre Tepkime Çeşitleri
Ekzergonik:
-ATP elde edilen tepkimedir,
-Madde yıkılır,
-O2’li O2’siz ATP->ADP+P,
Endergonik:
-ATP (enerji) harcanır,
-Biyosentez tepkimeleridir.
-ADP+P->ATP
2) Işık Enerjisi
En uzun dalga boylu ışık kırmızı, en kısa dalga boylu ışık ise mordur. Kısa dalga boylu ışıkların enerjisi en yüksektir.
Klorofil molekülü en çok kırmızı, mavi-mor ışığı absorbe eder (emer). Bu yüzden fotosentez bu ışıklarda gerçekleşir.
Işık hem fotosentez hem de klorofil yapabilmesi için mutlaka gereklidir.
3) Kimyasal Bağ Enerjisi
İki atomu ya da molekülü bir arada tutan bağ kimyasal bağdır. Bağ oluşurken atomlar da enerjinin bir kısmı açığa çıkar ve başka bir enerjiye dönüşüp kullanılır.
Bağı yapmak için gereken enerji, yıkmak için gereken enerjiye eşittir.
Bilinen en yüksek kimyasal bağ enerjisine sahip molekül ATP’dir.

Read more...

Enerji Dönüşümü

Canlılığın devamı için enerji mutlaka gereklidir ve güneş enerjisi dışındaki tüm enerji kaynakları dönüşüm halindedir. Üstelik güneş enerjisi tek yönlü olan enerji kaynağıdır. Bir canlının iş yapabilme yeteneğine enerji denir.
1) Güneşin ışık enerjisi yeşil bitkilerce fotosentezle organik bileşiklerdeki kimyasal bağ enerjisine dönüştürülür.
2) Bu kimyasal bağ enerjisi solunumla daha yüksek enerjiye sahip olan fosfat bağına dönüşür.
3) Bu enerji hücrenin tam faaliyetlerinde kullanılır.
4) Bu dönüşümler sırasında hücrenin kullandığı bir miktar enerji çevreye ısı olarak verilir.
5) Bitkilerde mitokondri, kloroplast, hayvanlarda mitokondri enerji dönüştürücüleridir.

Read more...

8 Mart 2009 Pazar

Kan grubumuz nasıl belirleniyor?

Damarlarımızda dolaşan kan, yaşam kaynağımız. Kanın en önemli görevleri arasında, vücudumuzun her köşesine besin ve oksijen taşımak yer alıyor. Ayrıca hücrelerden çıkan karbondioksit ve diğer bazı zararlı atıklar da, yine kan dolaşımı sayesinde vücuttan uzaklaştırılmak üzere akciğer, böbrek, karaciğer gibi organlara taşınıyor. Kan dolaşımı, bağışıklık sistemi hücrelerinin ve hormonların taşınmasından, vücudun sıvı dengesinin sağlanmasına ve sıcaklığın ayarlanmasına kadar yaşamımızın devamı açısından önemli birçok görevi de üstleniyor. Bu nedenle, kan hücrelerinin sağlığını tehlikeye sokan hastalıklarda ve vücuttaki kan miktarının azalmasına yol açan yaralanmalarda yapılacak kan nakli, hastalar açısından yaşamsal önem taşıyor. Ancak hepimizin kanı aynı renk ve görünümde olmasına karşın, aslında insanlarda dört farklı kan grubu var. Kan grubumuz, hangi kan grubundan olan kişilerden kan alıp, hangilerine kan verebileceğimizi belirliyor. Peki, bu kan grubunun ne olduğunu, nasıl belirlendiğini ve farklı kan grupları arasında nasıl bir ilişki olduğunu hiç merak ettiniz mi?
Genler Neler Yapıyor?
19001ü yılların başında Kari Landsteiner'ın ortaya koyduğu ve hâlâ kullanılan sınıflandırmaya göre, insanlarda 0, A, B ve AB olmak üzere dört farklı kan grubu var. Bu gruplar, hangi kan grubuna
sahip insanlara kan verebileceğimizi ya da hangi gruplardan kan alabileceğinizi belirliyor. Kan grubumuz, anne ve babamız tarafından bize aktarılan birer kan grubu geni tarafından belirleniyor. Yani hepimizde bir çift kan grubu geni bulunuyor. Anne ve babadan aktarılan kan grubu genlerinin üç çeşidi var: A, B ve 0. Bu durum, anne ve babadan hangi genlerin geldiğine bağlı olarak altı farklı bileşim ortaya çıkarıyor: 00, AO, AA, B0, BB ve AB. Senleriniz 00 bileşimindeyse kan grubunuz 0; AO ya da AA bileşimindeyse kan grubunuz A; B0 ya da BB bileşimindeyse kan grubunuz B; AB bileşimindeyse kan grubunuz AB oluyor.
Bunu daha kolay anlayabilmek için şöyle bir oyun oynayalım: Önce elinize iki torba alın, bunlar anne ve babanızın gen havuzu olsun. Kan grubu genlerini simgelemek üzere bu torbalara, A grubu geni için kırmızı, B grubu geni için sarı ve 0 grubu geni için beyaz boya kalemlerinden birer tane koyun. Son olarak kanınızdaki alyuvarları simgeleyecek küçük beyaz bir karton parçası hazırlayın. Şimdi her iki torbadan birer kalem çekin ve bu kalemlerin biriyle kartonun bir yarısını, diğeriyle de öbür yarısını boyayın. Eğer kartonunuzun her iki yarısı da kırmızıysa A grubu; bir yarısı beyaz, öbür yarısı kırmızıysa A grubu; her iki yarısı da sarıysa B grubu; bir yarısı beyaz, öbür yarısı sarıysa B grubu; bir yarısı sarı, öbür yarısı kırmızıysa AB grubu; her iki yarısı da beyazsa 0 grubu sonucuna ulaşırsınız.
Kan Gruplarının Önemi
Kan grubunuzu belirleyen A ve B genleri, kanınızda bulunan alyuvarların çeperinde A ve B tipi proteinlerden hangilerinin yer alacağını belirlerler. Kan grubunuz A ise alyuvarlarınızın çeperinde yalnızca A tipi protein, B ise yalnızca B tipi protein, AB ise hem A hem de B tipi protein bulunuyor demektir. Kan grubunuz 0 ise, alyuvarlarınızın çeperinde A ya da B tipi protein yoktur. Alyuvar çeperinde bulunan ve kan grubunuzu belirten bu proteinlere aglütinojen adı verilir. Ancak kanda, kendinizinkinden farklı bir kan grubuna ait alyuvar hücrelerinin vücudunuza girmemesini sağlayarak sizi koruyan aglütinin adlı antikorlar bulunur. Protein yapısında olan aglütininler de, tıpkı aglütinojenler gibi a ve b tipinde olur. a tipi aglütininler A tipi aglütinojenle kaplı alyuvarlara, b tipi aglütininler de B tipi aglütinojenlerle kaplı alyuvarları yabancı kabul eder. Bir kişiye yanlış bir gruba ait kan verilirse bu aglütininler nedeniyle alyuvarlar birleşerek kümeler oluşturur. Bu da ölüme kadar gidebilecek ciddi sonuçlara yol açar. Normalde kan grubuna bağlı olarak alyuvar çeperindeki aglütinojen ve kandaki aglütininlerin durumu şu şekilde sıralanır:
0 Kan Grubu: Bu kan grubunda alyuvarların çevresinde A ya da B aglütinojenleri yoktur. Buna bağlı olarak, 0 kan grubuna sahip kişilerin vücudu hem A hem de B tipi aglütinojen içeren alyuvarları yabancı kabul ederek bunlara karşı a ve b aglütininlerini üretir. Bu nedenle 0 kan grubuna sahip kişiler yalnızca 0 kan grubuna sahip kişilerden kan alabilirler. Alyuvarlarında aglütinojen olmayan 0 grubu, bu özelliği nedeniyle genel verici kabul edilir ve tüm gruplara kan verebilir.
A Kan Grubu: A kan grubunda, A tipi aglütinojene sahip alyuvarlar vücuda dost kabul edilirler. Ancak vücut B tipi alyuvarlarla karşılaştıklarında, bunları yabancı kabul ederek b aglütinini üretmeye başlar. Bu nedenle A kan grubundan kişiler, B tipi aglütinojen taşımayan 0 ve A tipi kan grubuna sahip kişilerden kan alabilirler. A ve AB grubuna kan verebilirler.
B Kan Grubu: B kan grubunda, A'dakinin tersine B grubu aglütinojene sahip alyuvarlar vücuda dost kabul edilirler. Ancak vücut bu kez A tipi alyuvarlarla karşılaştığında, bunları yabancı kabul ederek, a aglütinini üretmeye başlar. Bu nedenle
B grubundan kişiler, A tipi aglütinojen taşımayan 0 ve B tipi kan grubuna sahip kişilerden kan alabilirler; A ve AB grubuna kan verebilirler.
AB Kan Grubu: AB kan grubunda alyuvar çeperlerinde hem A, hem B tipi aglütinojenler bulunduğu için vücut bunların ikisini de dost kabul eder ve bunlara karşı aglütinin üretmez. Bu nedenle AB kan grubu, tüm kan gruplarından kan alabilir ve bu özelliği nedeniyle genel alıcı olarak kabul edilir. Ancak AB kan grubuna sahip kişiler, yalnızca AB kan grubuna sahip kişilere kan verebilirler.
Rh Faktörü Nedir?
Temelde dört kan grubu olmasına karşın, kan grupları belirtilirken bunun yanına bir de 'eraş' diye okunan Rh faktörü, pozitif veya negatif olarak eklenir. Aslında Rh faktörü de alyuvarların çeperinde bulunan bir çeşit proteindir ve varlığı Rh+ (eraş pozitif), yokluğu Rh- (eraş negatif) olarak belirtilir. Rh faktörünün önemi şu: Eğer normalde kanı Rh- olan bir hastaya kan nakli sırasında yanlışlıkla Rh+ kan verilirse, hastanın vücudu yabancı olarak algıladığı Rh faktörüne karşı savunma amaçlı bazı proteinler oluşturur. Ancak aynı hastaya daha sonra tekrar Rh+ kan verilecek olursa, önceden hazırlanmış savunma sisteminin devreye girmesi, bu kez ölümcül sonuçlara yol açar. Bu nedenle kan grubunun hangi gruptan olduğunu bilmenin yanında, Rh faktörünün de pozitif veya negatif oluşunu bilmek önemlidir.

Read more...

Copyright 2009 e-okul. Hakkı varsa saklıdır.

Üste GİT